Şiir

Tanzimat Dönemi Şiirinin Özellikleri

  • Tanzimat Dönemi Edebiyatı 1860 yılında Şinasi ve Agâh Efendi’nin birlikte çıkardıkları ilk özel gazete olan Tercüman-ı Ahval ile başlatılır.
  • Tanzimat Dönemi, edebiyatımızın Batı’ya açıldığı dönemdir.
  • Tanzimat Dönemi kendi içerisinde iki döneme ayrılır.
  • Bu ayrılmanın nedeni siyasi ve toplumsal hayatta meydana gelen değişimlerdir.
Tanzimat I. Dönem Şiirinin Özellikleri
  • Batı’dan alınan vatan, millet, hak, adalet, hukukun üstünlüğü gibi konular işlenmiştir.
  • Dilde sadeleşme amaçlanmış ama tam anlamıyla başarılı olunamamıştır.
  • Parça güzelliğinden, bütün güzelliğine geçilmiştir.
  • Şiire başlık konmaya başlanmıştır.
  • Şiir kitaplarına isim verilmiştir.
  • Sanat toplum içindir anlayışı benimsenmiştir.
  • Aruz ölçüsü kullanılmıştır.
  • Beyit nazım birimi kullanılmıştır.
  • Divan şiiri nazım biçimleri kullanılmaya devam edilmiştir (Ga­zel, kaside, murabba…)
  • Şiirde ilk değişikliği Şinasi içerikle yapmıştır.
  • Yeni düşünceler, eski biçimlerle verilmiştir.
  • Hece ölçüsü az da olsa kullanılmıştır.
  • Romantizm akımının etkisi görülmüştür.
  • Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa bu dönemde şiir yazan bazı sanatçılardır.
Şinasi
  • Türk edebiyatının Batı’ya açılmasındaki öncü kişidir.
  • O, bir yenilikçi olarak fikre öncelik tanıdığı için şiirin tekniği üzerinde durmamış, gelenekten – ihtiyacı olduğu kadar – ya­rarlanmakla yetinmiştir.
  • Şinasi’nin “Münacâtı onun yenilikçi dünya görüşünü ve gele­nekten farkını gösteren en önemli şiirdir.
  • Eski edebiyat şekillerini değiştirerek kullanmıştır.
  • “Münacât”ında eski tarzdan hem somut şekilde söyleyerek hem de öğretici unsurlar katarak ayrılmıştır.
  • Kasidelerinde klasik kaside planına uymamış, “nesib” kısmını kaldırmıştır.
  • Klasisizmden etkilenmiştir.
    (Nesip, kasidenin ilk bölümüdür ve bu bölümde bir tasvir yapılır.)
    Kasidelerinin birinde mesnevi veznini kullanmıştır.
  • Mazmunları kaldırmış, kasideyi kime hitaben yazdığını açık­ça ifade etmiştir.
  • Reşit Paşa kasidesinde gazel tarzı kafiyenin (aa – ba – ca …) yerine mesnevi tarzı (aa – bb – cc – dd …) kafiye kullanmıştır. Bu kasidesi 31 – 99 arasında değişen klasik kasideden kısa­dır (16 beyittir).
  • Tanzimat Fermanında dile gelen maddeler onun şiirine ak­setmiştir.
  • Medeniyet, akıl, kanun hâkimiyetine yer vermiştir.
  • Millet ve vatan kavramları üzerinde durmuştur.
  • Makalelerinde olduğu gibi şiirlerinde de kanun, akıl, kadercili­ği, demokrasi, medeniyet kavramlarını tekrar etmiştir.
  • Yeni fikir ve kavramlar – onun şiirini eskiden, eski şekilleri – kaside, gazel – kullansa da ayırmıştır.
  • Divan mazmunlarını kaldırmış, fikrini açıkça ifadeye yarayan yeni imajlar bulmaya çalışmıştır.
  • Arapça ve Farsça kelime ve tamlamalar yerine atasözleri ve deyimleri bol bol kullanmıştır.
  • Konuşma dilini şiire yansıtmaya çalışmıştır.
  • Türk şiirinin içeriğinde, dilinde ilk değişikliği yapmıştır.
  • Fransızcadan şiir çevirileri yapmıştır.
  • La Fontaine’in fabllarını manzum olarak çevirmiştir.
  • Dört kasidesi vardır.
  • Beş gazel yazmıştır.
Namık Kemal
  • Edebiyat dünyasına ilk önce divan şiiri tarzında yazdığı şiir­lerle girmiştir.
  • Çok genç yaşta şiir yazmaya başlamış, on beş yaşlarında bir defter dolduracak kadar manzume kaleme almıştır.
  • Ona “Namık” mahlasını Eşref Paşa vermiştir.
  • Asıl Divanı, Leskofçalı Galip Bey’le tanışıp Encümen-i Şuara topluluğuna katıldıktan sonra yazdığı şiirlerden meydana gelmiştir.
  • İlk şiirlerinin büyük kısmı Fuzûlî, Nefi, Nâili gibi divan şairle­riyle Encümen-i Şuara mensubu şairlere yazdığı nazirelerden meydana gelmiştir ve tasavvufi hava hâkimdir bu şiirlere.
  • Namık Kemal’in şiirleri içerik olarak 1862 yılında Şinasi’yi ta­nışmasından sonra değişmiştir.
  • O, Türk şiirine bu tarihten (1862) sonra kamuoyunun henüz yabancısı olduğu vatan ve millet sevgisi ile hürriyet, hamiyet, hak, hukuk ve adalet gibi birtakım yeni kavramlar getirmiştir.
  • Şinasi’yi tanıdıktan sonra bir davanın adamı olmuş ve şiirle­rinde bunu işlemiştir.
  • “Vatan Şairi” olarak tanınmıştır.
  • “Osmanlıcılık” fikrini savunmuştur.
  • Romantizm akımından etkilenmiştir.
  • Türk şiiri Namık Kemal’le kâğıt üzerinde oynanan eğlenceli bir kelime oyunu olmaktan çıkmış ve bir mizacın, bir fikrin, bir hayatın ifadesi hâline gelmiştir.
  • Şiirleri: Vaveyla, Hürriyet Kasidesi, Bir Muhacir Kızının İstim­dadı, Hilâl-ı Osmani, Vatan Mersiyesi
  • Roman: İntibah, Cezmi
  • Tiyatro: Vatan Yahut Silistre, Zavallı Çocuk, Gülnihal, Akif Bey, Celalettin Harzemşah, Kara Bela
  • Eleştiri: Tahrib-i Harabat – Takip, Renan Müdafanamesi, Mukaddime-i Celal, İrfan Paşa’ya Mektup, Bahar-ı Daniş Mukaddimesi
  • Tarihle ilgili eserleri: Barika-i Zafer, Devr-i İstila, Evrak-ı Peri­şan, Silistre Muhasarası, Kanije, Osmanlı Tarihi
Ziya Paşa
  • Encümen-i Şuara üyesidir.
  • Şiirinde eskiye bağlı olmakla birlikte, yeni şiirin ilk savunucu­ları arasında da yer almıştır.
  • Hürriyet gazetesinde yayımlanan “Şiir ve İnşa” makalesinde eski Türk şiirinin eksikliklerini ve resmi yazışmaların ağır ve süslü üslubunu eleştirmiştir.
  • Şiir ve İnşa ‘da dilin ve şiirin gelişmesi için halk şiiri kaynağına gidilmesini tavsiye etmiştir.
  • Gazellerinde kötümserlik hâkimdir.
  • Şarkılarına hüzünlü bir eda katmıştır.
  • Şarkılarının bir kısmında dil çok sadedir.
  • Şiirlerinde devrin sosyal olaylarına atıfta bulunmuş, bolca atasözleri ve deyimler kullanmıştır.
  • Çocukluğunda halk edebiyatından şiirler dinlemiş ve ilk ede­biyat zevkini halk edebiyatı oluşturmuştur.
  • Tanzimat Dönemi’nin genel özelliği olan ikiliği bünyesinde en iyi temsil eden kişidir.
  • Sadrazam Ali Paşa’ya olan kızgınlığı şiirine de yansımıştır.
  • İçerik bakımından onun şiirlerinde de kendi döneminin dü­şünce, kültür ve sosyal hayatı vardır.
  • Eski edebiyatın övgüye dayalı hiciv anlayışı yerine yergiye dayalı, seviyeli, temiz ve nazik bir üslup geliştirmiştir.
  • Şiirlerindeki bazı beyitler veya mısralar veciz bir söz olarak kullanılmaktadır.
  • Bağdatlı Ruhi’ye nazire olarak yazdığı Terkibibent ve Tercii- bent’leri ünlüdür.
  • Bir şair olarak Ziya Paşa, düşünceleri itibariyle eski edebi­yat anlayışı ile yeni edebiyat anlayışı, Türk halk edebiyatı ile yeni edebiyat anlayışı, Türk halk edebiyatı ile Divan edebiyatı arasında gidip gelmiştir. Fakat büyük ölçüde Divan edebiyatı anlayışını benimsemiş ve bu doğrultuda ürünler vermiştir.
  • Onun şiiri içerik ve şekil özellikleri bakımından çok fazla yeni­lik unsurları barındırmaz.
  • Hâkimane üslubun gazel örneklerini vermiş, hikmet, fikir, me­sel şairi olarak ünlenmiştir.
  • Eserleri:  Eşar-ı Ziya (Bütün Şiirleri), Terci-i Bend, Terkib-i Bend, Zafernâme (Hiciv), Rüya (Mülakat örneği), Harabat (Antoloji), Defter-i Amal (Anı) Veraset Mektupları, Endülüs Tarihi, Engizisyon Tarihi
Tanzimat II. Dönem Şiirinin Özellikleri:    (1878-1896)
  • Şiirde toplumsal konulardan uzaklaşılmış; bireysel konular ele alınmıştır. II. Abdülhamit’in yönetimindeki tutumu bunun temel nedeni kabul edilir.
  • Şiirin konusu genişletilmiştir.
  • Dil, ağırlaşmıştır.
  • Divan şiiri nazım biçimleri kullanılmış, Batıdaki nazım biçim­lerinden etkilenme başlamıştır.
  • Aruz ölçüsü kullanılmıştır.
  • Kulak için uyak anlayışı benimsenmiştir.
  • Divan edebiyatında göz için uyak anlayışı vardır.
  • Sanat için sanat görüşü benimsenmiştir.
  • Eski şiirden tamamen kopulmamıştır.
  • Recaizade Mahmut Ekrem, A. Hamit Tarhan, Muallim Naci dönemin önemli şairleridir.
Recaizade Mahmut Ekrem
  • Yeni Türk edebiyatında yeni şiirin öncülerinden olan Recaiza­de Mahmut Ekrem’in asıl önemi şiirlerinde değil, kuramındadır.
  • Tanzimat II. Döneminde yenilik taraftarlarının liderliğini üstlen­miştir.
  • Şinasi ve Namık Kemal’in siyasi ve sosyal ihtiyaçların anlatıl­ması için kullandıkları edebiyatı bu işlevinden ayırmıştır.
  • Ona göre şiir mutlak ahlaka, mantığa uymak zorunda değildir.
  • Ona göre güzellik amacı dışında, fikirler, ahlâk telkini veya öğretme amacı şiirde aranmaz.
  • Ona göre şiirde fikirler bulunmalı ama açıkça savunulmamalıdır.
  • Edebiyat -özellikle şiir- hakkındaki görüşlerini Talim-i Ede­biyat, III. Zemzeme’nin önsözü, Takdir-i Elhan, Pejmürde ve Takrizât’ta açıklamıştır.
  • Onun şiir anlayışında divan şiirinin etkisi olduğu kadar Fran­sız romantizminin de etkisi büyüktür.
  • Recaizade’nin şiir anlayışı “güzellik” e dayanır.
  • Ona göre her güzel şey şiirdir.
  • Şiir ile resim arasında da ilişki kurmuştur.
  • Şiirin konusunu zerreden güneşlere kadar genişletmiş ama daha çok “zerrelerle” ilgilenmiştir.
  • O, küçük duygulanmaların, hayal kırıklıklarının ve ayrılıkların şairi kabul edilir.
  • Şiirlerindeki kişisel duygulanmalarının kaynağı, çocuklarının art arda ölmeleridir. Bunlar onun şiirlerine yansımıştır.
  • Mensur şiire giden yolun açıcısı olmuştur.
  • İşlenen temaya uygun vezin seçilmesi gerektiğini savunmuştur.
  • Kulak için uyak görüşünü savunmuştur.
  • Muallim Naci ile edebi tartışmalara girmiş, yeni edebiyat an­layışını savunmuştur.
  • Servetifünun topluluğunun kurulmasına öncülük etmiştir.
  • Servetifünuncuları etkilemiştir.
  • Servetifünuncuların yaygınlaştırdıkları resim altına şiir yazma modasının ilk örneklerini vermiştir.
  • Bazı şiirlerini nesirle açıklamış, bu da mensur şiirin ilk dene­meleri kabul edilmiştir.
  • Şiirleriyle aşırı duygusallığı yaygınlaştıran sanatçı, Servetifünun’un hastalıklı duygularını hazırlamıştır.
  • Eserleri:
  • Şiir: Nağme-i Seher, Yâdigâr-ı Şebâb, Zemzeme I – II – III, Tefekkür (şiir – nesir), Pejmürde (şiir – nesir), Nijad Ekrem (şiir – nesir), Nefrin
  • Tiyatro: Afife Anjelik, Atala, Vuslat, Çok Bilen Çok Yanılır
  • Roman: Araba Sevdası
  • Hikâye: Saime, Muhsin Bey
  • Edebiyatla görüşlerini içeren eserler: Talim-i Edebiyat, Tak- dir-i Elhan, Kudemadan Birkaç Şair
Abdülhak Hamit Tarhan
  • Tanzimat sonrası Türk edebiyatının ikinci neslinin yol açıcı şairidir.
  • Tezatlar Şairi ve “Şair-i Azam” olarak bilinir.
  • Recaizade’nin şiir dünyasını genişleten görüşünü benimse­miştir, sosyal ve siyasi konuları edebiyatına malzeme yap­mamıştır.
  • Bireye ve bireyin toplum içindeki durumuna önem vermiştir.
  • Türk şiirinin hem içerikte hem de şekilde büyük yeniliklere açılmasını hazırlamıştır.
  • Servetifünuncuları etkilemiştir, Süleyman Nazif onu “Şair-i azam” diye nitelemiştir.
  • Hamit’in şiir anlayışını ortaya ilk koyduğu şiir “Bir Şairin He­zeyanadır. Bu şiirde, tamamıyla romantik şiir anlayışını be­nimsediğini ve kendisini tabiatın bir parçası olarak gördüğünü açıklamıştır.

Şiir anlayışını ikinci olarak “Makber”in ön sözünde açıkla­mıştır. Burada klasik Türk şiirindeki yıkılışı çok açık şekilde ortaya koymuş ve geneli reddederek özelin ve bireyin şiirini getirmiştir.

  • Türk şiirine metafizik ürpertiyi getirmiştir.
  • İlk şiir kitabı “Sahra” Türk edebiyatında pastrol şiirin ilk örnek­lerindendir.
  • Şiirin şeklinde yenilikler yapmış, kafiyesiz şiirler yazmıştır.
  • En bilindik şiirlerinden biri de eşinin ölümü üzerine yazdığı “Makber“dir.
  • Tiyatroları sahne tekniğinden uzaktır. Tiyatrolarını okunmak için yazmıştır.
  • Eserleri: Şiir: Makber, Sahra, Validem, Ölü, Hacle, Garam, Bunlar Odur, Bâlâdan Bir Ses, İlham-ı Vatan
  • Tiyatro: Sardanapal, Tezer, Tayflar Geçidi, Nesteren, Liberte, Hakan, Maceray-ı Aşk, Sabr-u Sebat, İçli Kız, Duhter-i Hindu, Tarık, Finten, Zeynep, İbn-i Musa, Yadigar-ı Harb
Muallim Naci
  • Tanzimat II. Dönem ‘de yenilik taraftarlarınca eski şiirin savu­nucusu olarak bilinmiştir.
  • Yeniliğe tümden karşı değildir. Eskiyi tümden reddedenlere karşıdır.
  • Yenilik uğruna şiirde anlamsız sözler söylenmesine karşıdır.
  • O, edebiyatın değil, Batılı yaşayış tarzının alınmasına kar­şıdır.
  • Kafiyeye önem vermiştir.
  • Eski edebiyatın dünyasını, sanatlarını benimsemiştir.
  • Eski şekillerin yanı sıra Batı’dan gelen yeni nazım şekillerini de kullanmıştır.
  • Yeni edebiyatçıların dilin özenli kullanımına önem vermeme­lerine karşın o dile önem vermiştir.
  • O, Batı’dan yeni zannedilerek alınanların bir kısmının, doğu eserlerinde zaten var olduğunu ve doğuyu tamamıyla ihmal ederek Batı’yı taklidin yanlış olduğu üzerinde durmuştur.
  • Eski edebiyatı iyi bilen sanatçı, ondaki kusurlu yönlerinde far­kında olmuştur.
  • Eski edebiyat taraftarları onun çevresinde toplanmıştır.
  • “Köylü Kızların Şarkısı” köyden söz eden ilk şiirimizdir.
  • Eserleri:
  • Şiir: Ateş-pâre, Şerâre, Füruzan, Sünbüle, Yadigar-ı Naci
  • Anı: Ömer’in Çocukluğu
  • Eleştiri: Demdeme
  • Dil Çalışmaları: Lügat-i Naci, Istılahât-ı Edebiye

Servet-i Fünun Dönemi Şiirinin Özellikleri

  • Divan şiiri nazım biçimleri bırakılmıştır.
  • Batı’dan yeni nazım biçimleri alınmıştır.
  • Sone, terza-rima, triyole gibi Batılı nazım biçimleri kullanıl­mıştır.

Not:
Sone: İtalyan edebiyatına özgüdür. 14 dizeden oluşan na­zım biçimidir. İlk iki bent 4 son iki bent de 3 dizeliktir. “abba – abba – ccd – ede” şeklinde uyaklanır.

Terza-rima: Üç dizelik bentlerle kurulur, sonunda “aba – bcd, cdc… d” şeklinde uyaklanır. Dante’nin İlahi Komedya­sı bu nazım biçiminde yazılmıştır.

Triyole: On dizelik nazım biçimidir. İlk bent iki dize, son iki bent dörder dizeden oluşur, “ab – aaaa – bbbb” şeklinde uyaklanır.

  • Divan edebiyatında kullanılan müstezat nazım biçimi serbest müstezat olarak geliştirilmiştir.

 Müstezat: Divan edebiyatında kullanılan ve beyitlerle ku­rulan nazım biçimlerindendir. Beyitleri oluşturan dizelerin altına kısa dizeler eklenmesi ile oluşturulur. Kısa dizelere “ziyade” adı verilir ve kısa dizeler uzun dizeleri anlam bakı­mından tamamlar. Kısa dizelerin ölçüsü uzun dizenin ölçü­sünü oluşturan aruz kalıbının ilk ve son tefilelerinden oluşur.

Örnek:

Sen kim gelesin meclise bir yer mi bulunmaz
Baş üzre yerin var
Gül goncesinin gûşe-i destâr şenindir
Gel ey gül-i ra’nâ

  • Anlamın bir dizede tamamlanması anlayışını kırmışlar, dize­ler arası anlam geçişini sağlamışlardır (Anjanbıman)
  • Nazım, nesre yaklaştırmıştır.
  • Aruz ölçüsü kullanmışlardır ama aruzun klasik kalıplarını de­ğil, konuya uygun olanını seçmişlerdir.
  • Aruz Türkçeye başarıyla uygulanmıştır.
  • Sanat için sanat görüşü benimsenmiştir, toplumsal konulara değinilmemiştir.
  • Aşk, ayrılık, umutsuzluk, hayal kırıklığı, uzak yerlere kaçış, doğa… gibi bireysel konular işlenmiştir.
  • Şiir dili ağır ve sanatlıdır.
  • Alışılmadık bağdaştırmalara yer verilmiştir.
  • Kulak için uyak anlayışı benimsenmiştir.
  • Şiirde parnasizm ve sembolizm akımları etkilidir.
  • Karamsarlık ve hastalıklı duygular şiire hâkimdir.
  • Tablo altı şiirler yazılmıştır.
  • Mensur şiirin ilk örnekleri verilmiştir.
  • Tevfik Fikret, Cenap Şahabettin, Süleyman Nazif, Ali Ekrem Bolayır, Hüseyin Cahit Yalçın gibi sanatçılar topluluğun şiir anlayışını yansıtmışlardır.
Tevfik Fikret
  • Servetifünun Topluluğunun lideri konumundadır.
  • Onun Servetifünun dergisinin başına geçtiği tarih Servetifü­nun Dönemi’nin başlangıç noktası alınmıştır.
  • Galatasaray Sultanisinde okurken şiire başlamıştır.
  • İlk şiirinde Muallim Naci’nin etkisindedir ve Hamit’i ve Recai- zadeyi taklit etmiştir.
  • Servetifünun Dönemi’nde yazdıkları bu topluluğun ortak şiir anlayışını doğurmuştur.
  • Uzak yerlere gitmek hayali gerçekleşmeyince hayal – hakikât zıtlığı onun da şiirlerinde güçlenmiştir.
  • Aruzu Türkçeye ustalıkla uygulamıştır.

Not: Yahya Kemal Beyatlı ve Mehmet Akif Ersoy’da aruzu Türk­çeye ustalıkla uygulayan şairlerdir.

  • Nazmı, nesre yaklaştırmıştır.

Not: Mehmet Akif Ersoy da nazımı nesre yaklaştırmıştır fakat Yahya Kemal Beyatlı bu iki şairin aksine nazmı nesirden uzaklaştırmıştır. 

  • Resimle de ilgilenen sanatçı resimle şiiri birleştirme çabası içinde olmuştur, tablo altı şiirler yazmıştır.
  • Şiirlerinde Batı’dan alınan nazım biçimlerini -özellikle soneyi- kullanmıştır.
  • Şiirlerinin yapısına önem vermiştir.
  • Servetifünun Dönemi’nde (1896 – 1901) sanat için sanat an­layışına bağlıdır. (Rübab-ı Şikeste)
  • Servetifünun’dan ayrıldıktan sonra sanatını siyasal ve top­lumsa düşüncelerini açıklamak için kullanmıştır. (Sis, Tarih-i Kadim, Han-ı Yağma)
  • Her şey şiire konu olabilir, görüşündedir.
  • Kulak için kafiye anlayışına bağlıdır.
  • Parnasizimden etkilenmiştir.
  • Manzum öyküler yazmıştır. (Hasta Çocuk, Balıkçılar)
  • Çocuklar için hece ölçüsüyle şiirler de yazmıştır (Şermin)
  • “Sis” şiirinde İstanbul’un kokuşmuşluğunu işlemiştir.
  • “Tarih-i Kadim” şiirinde dinlere olan olumsuz bakışını yansıt­mıştır.
  • “Doksan Beşe Doğru” şiirinde İttihat ve Terakki Partisi’nin baskıcı yönetimini eleştirmiştir.
  • “Bir Lahza-i Taahhür” şiirinde Ermenilerin II. Abdülhamit’e yaptıkları suikastı övmüştür.

Eserleri:

  • Şiir Kitapları: Rübab-ı Şikeste, Haluk’un Defteri, Rübabın Ce­vabı, Tarih-i Kadim, Şermin
  • Bazı Şiirleri: Sis, Tarih-i Kadim, Yağmur, Balıkçılar, Hasta Ço­cuk, Ramazan Sadakası, Verin Zavallılara, Promethe, Rücû, Doksan Beşe Doğru, Han-ı Yağma, Tefekkür, Aveng-i Şuhûr, Bir Yaz Levhası
  • Diğer yazıları: Evrak-ı Eyyam, Nesr-i Harb, Nesr-i Sulh
Süleyman Nazif
  • Servetifünun şairlerindendir.
  • Asıl Servetifünun’dan sonra yazdığı şiir ve nesirleriyle ün sal­mıştır.
  • Şiirlerinde Servetifünun’un dil ve üslup özelliklerine bağlıdır.
  • Namık Kemal’den gelen vatanseverlik şiirlerine yansımıştır.
  • 1908’den sonraki şiirlerinde milli duygular güçlenmiş ve vatan coğrafyası geniş bir yer tutmuştur.
  • İstanbul’un işgal edilmesi üzerine yazdığı “Kara Bir Gün” adlı yazısı nedeniyle Malta’ya sürülmüştür.
  • Firak-ı Irak’ta (nazım – nesir karışıktır) Irak’ın vatan topraklarından kopmasından duyduğu kederi dile getirmiştir.
  • Malta Geceleri, Malta’da yazdığı vatan şiirlerini içerir.
  • Çal Çoban Çal’da, Bursa’nın işgalden kurtuluşu yer alır.

Eserleri:
Şiir: Gizli Figanlar, Firak-ı Irak
Nesir: Batarya ile Ateş (Şiir de var)

Ali Ekrem Bolayır
  • Namık Kemal’in oğludur.
  • Tevfik Fikret’le anlaşamamış, Cenap Şahabettin’in de şiir an­layışını beğenmemiştir; topluluktan ayrılan ilk kişidir.
  • Şiir görüşündeki farklılıkları “Şiirimiz” adlı yazısında açıkla­mıştır.
  • Topluluktan ayrıldıktan sonra sosyal yanı ağır basan, özellikle zavallılara acıyan (çocuklar) merhamet şiirleri yazmıştır.
  • Servetifünun estetiğini ve dil anlayışını sürdürmüştür.
  • Meşrutiyet’ten sonra heceyi de denemiştir.

Eserleri:

  • Şiir: Kaside-i Askeriyye, Kırmızı Fesler, Ruh-i Kemâl, Zilâl-i İtham, Çocuk Şiirleri, Ordunun Defteri, Vicdan Alevleri
Cenap Şahabettin
  • Servetifünun topluluğunun Tevfik Fikret ile birlikte önemli şa­irlerindendir.
  • Şiir, gezi, makale, özdeyiş gibi farklı türlerde yazmıştır.
  • Şiirlerinde parnasizm ve sembolizmin etkileri vardır.
  • Şiirlerinde ağır, süslü bir dil kullanmıştır.
  • Şiirlerinde duyulmamış tamlamalar kullanmıştır.
  • Alışılmadık bağdaştırmalara yer vermiştir.
  • “Saat-i semenfâm-nay-i zümrüt, lerze-i rûşen şiirlerinde ge­çen alışılmadık bağdaştırmalara örnektir.
  • Sanat için sanat anlayışıyla yazmıştır.
  • Serbest müstezatı kullanmıştır.
  • Aruz ölçüsünü kullanmıştır.
  • Şiirlerinde aşk, doğa gibi bireysel konuları işlemiştir.
  • Şiirlerinde anlama değil, musikiye önem vermiştir.
  • Şiirlerinde sosyal, siyasal konulara hiç değinmemiştir.
  • Şairliğinin yanında düzyazılarıyla da tanınır.
  • Dilde sadeleşmeye karşı çıkmıştır.
  • Elhan-ı Şita” adlı şiiri ünlüdür.
  • Şiirleri: Tamat
  • Öz Deyiş: Tiryaki Sözleri
  • Gezi: Hac Yolunda, Avrupa Mektupları, Suriye Mektupları, Afak-ı Irak
  • Düz Yazı: Evrak-ı Eyyam, Nesr-i Harp, Nesr-i Sulh
  • Tiyatro: Yalan, Körebe, Küçük Beyler

Not: 1911 yılında Ömer Seyfettin’in yazdığı “Yeni Lisan” maka­lesinde dile getirilen sade Türkçe ve milli edebiyat anlayı­şına karşı çıkmıştır.

Fecr-i Âti Topluluğu (1909 -1911)

  • 1901 yılında Servetifünun Topluluğu Hüseyin Cahit Yalçın’ın yazdığı “Edebiyat ve Hukuk” adlı makale nedeniyle kapatıl­mıştır.
  • 1901 – 1908 (II. Meşrutiyet’in ilanı) arasında edebiyatımızda bir topluluk, ortak hareket anlayışı yoktur.
  • 1908’de II. Meşrutiyet ilan edilmiş, edebiyat ve sanatta yeni­den özgür bir ortam oluşmuştur.
  • 1909 yılında bazı genç sanatçılar bir edebi topluluk oluştur­mak için bir araya geldiler.
  • Hilâl gazetesinin matbaasında yapılan toplantıda oluşturula­cak topluluğa Fâik Ali’nin önerisiyle “Fecr-i Âti” adı verilmiştir.
  • Toplantıya katılan gençler arasında Yakup Kadri, Refik Halit, Şahabettin Süleyman, Fuad Köprülü, Emin Bülent, Tahsin Nahit, Ali Canip, Aka Gündüz gibi isimler vardır.
Genel Özellikleri
  • Türk edebiyatında bildiri yayımlayarak kurulan ilk topluluktur.
  • Sanat anlayışlarını “Sanat şahsi ve muhteremdir.” sözüyle açıklamışlardır.
  • “Sanat, sanat içindir.” anlayışını benimsemişlerdir.
  • Fransız edebiyatını örnek almışlardır.
  • Servetifünuncuları eleştirmişler ama dil ve üslupta onların de­vamı olmuşlardır.
  • Şiirlerinde aşk, ayrılık, doğa gibi bireysel konuları işlemişler­dir.
  • Aruz ölçüsünü ve yeni nazım biçimlerini kullanmışlardır.
  • Milli edebiyat 1911 yılında başlayınca birçoğu bu anlayışa yö­nelmiştir. Kısa sürede dağılmış, bir yenilik getirememişlerdir.

Mensur Şiir:

  • Şairane bir konuyu, his, hayal ve düşünceyi kısa şekilde ve yoğun bir üslupla anlatan düz yazı türüdür. Şiirsel bir söylemi vardır, ölçü ve kafiye yoktur. Süslü bir uslübu vardır. Dil ve anlatımı şiirseldir.
  • İlk örneğine Fransız edebiyatında rastlanan mensur şiirin Türk edebiyatında ilk örneklerini Halit Ziya Uşaklıgil (Mezar­dan Sesler) vermiştir.

Millî Edebiyat Dönemi – Şiir

  • Millî Edebiyat 1911 yılında Selanik’te çıkarılan Genç Kalem­ler dergisinde yayımlanan “Yeni Lisan” makalesi ile başlayan 1923 Cumhuriyet’in ilanına kadar süren dönemin adıdır.
  • Millî Edebiyat, milliyetçilik -Türkçülük- düşüncesinin etkisiyle gelişmiş ve bu fikir hareketinden beslenmiştir.
  • Türkçülük düşüncesi şiirde işlenmiştir. Türklük, Türk tarihi, milli bilinç ele alınmıştır.
  • Dilde sadeleşmeye gidilmiştir.
  • Halk edebiyatı kaynaklarından yararlanılmıştır.
  • Hece ölçüsü kullanılmıştır.
  • Nazım birimi olarak genellikle dörtlük kullanılmıştır.
  • Türkçülük düşüncesini işleyen şiirlerde lirizmden çok didak­tiklik vardır.
  • Bazı şiirlerde didaktiklik öne çıktığı için sanat yönü zayıf kal­mıştır.
  • Bu tarz şiirler dönemin şartları içerisinde ilgi görmüştür.
  • Toplum için sanat anlayışı benimsenmiştir.
  • Bu dönemde tek bir şiir anlayışı yoktur.
  • Bazı sanatçılar milli edebiyatın ilkelerini benimsememiştir, bağımsız kalmışlardır.
  • Milliyetçi, Türkçü şiirin en önemli temsilcileri M. Emin ve Ziya Gökalp’tır.
Mehmet Emin Yurdakul
  • Millî Edebiyat şiirinin öncü şairidir.
  • Türkçülük düşüncesini şiirde ilk defa işlemiştir.
  • 1897 yılında yayımladığı “Cenge Giderken” şiiri ile adını du­yurmuştur.
  • Bütün şiirlerinde hece ölçüsünü kullanmıştır.
  • Sade bir Türkçe kullanmıştır.
  • Konularını halkın hayatından ve Türk tarihinden almıştır.
  • Güzelliğin değil, faydanın peşindedir.
  • Didaktik şiir anlayışını benimsemiştir.
  • Şiirleri: Türkçe Şiirler, Türk Sazı, Ey Türk Uyan, Zafer Yo­lunda, Turan’a Doğru, Ordunun Destanı, Tan Sesleri, Dicle Önünde, İsyan ve Dua, Aydın Kızları, Ankara, Mustafa Kemal
Ziya Gökalp
  • Ziya Gökalp bir şair değildir, fakat şiirin öğretilerin akılda kal­ması için ne kadar yararlı olduğunun farkındadır.
  • Türkçülük düşüncesini sistemleştiren bir bilim adamıdır.
  • Fikirlerini yansıttığı şiirlerinin sanat yönü zayıftır.
  • Hece ölçüsünü kullanmıştır.
  • Genellikle dörtlük nazım birimini kullanmıştır (genellikle).
  • Şiirleriyle milli kimlik bilinci oluşturmaya çalışmıştır.
  • Sade Türkçe kullanmış, Yeni Lisan’ın dil anlayışını benimse­miştir.
  • Turancılık görüşünü, Türk destanlarından etkilenmelerini yansıtmıştır.

Eserleri: Kızıl Elma, Altın Işık, Yeni Hayat, Türkçülüğün Esasları, Türk­leşmek – İslamlaşmak – Muasırlaşmak, Türk Töresi, Altın Destan, Üç Cereyan

Ali Canip Yöntem
  • Önce Fecriati’de sonra Milli Edebiyat topluluğunda yer almıştır.
  • Millî Edebiyat’ın kurucuları arasında yer alır.
  • Genç Kalemler dergisinin kurucuları arasındadır.
  • Ömer Seyfettin ve Ziya Gökalp’la birlikte Yeni Lisan Hareketi­nin ve Millî Edebiyat’ın üç önemli teorisyenindendir.
  • Edebiyata şiirle başlamış, hece ölçüsüyle ve yalın bir dille yazdığı şiirlerini 1917-1918’de Yeni Mecmua’da yayımlamıştır.
  • Şiirlerini Millî Edebiyat anlayışına göre sade bir dille ve hece ölçüsüyle yazan Ali Canip’in tek şiir kitabı “Geçtiğim Yol” adlı eseridir.
  • Makaleleri ve edebiyat tarihçiliğiyle tanınır.
  • Şiir dışında edebiyat araştırmalarıyla da ilgilenen sanatçı Türk Yurdu’nda yayımlanmış olan makalelerini Milli Edebiyat Meselesi ve Cenap Beyle Münakaşalarım (1918) adlı kitapta toplamıştır.
  • Şiirleri: Geçtiğim Yol
  • Makaleleri: Milli Edebiyat Meselesi ve Cenap Bey’le Müna­kaşalarım
  • İncelemeleri: Ömer Seyfettin, Epope
  • Antoloji: Türk Edebiyat Antolojisi
Rıza Tevfik Bölükbaşı (1869 -1949)
  • Felsefeye merakı nedeniyle “Filozof Rıza” olarak tanınmıştır. Ayrıca “Feylosof unvanını da almıştır.
  • Servetifünuncuların çağdaşıdır ancak onlara katılmamıştır.
  • Hareketli bir siyaset hayatı vardır. Sevr Antlaşmasını imzala­yan delegeler arasında yer almıştır.
  • Başlangıçta Abdülhak Hamit ve Tevfik Fikret etkisinde aruz vezniyle şiirler yazmıştır.
  • Daha sonra âşık ve tekke şiiri geleneğinden yararlanarak duygulu, içten koşma ve nefesler yazmıştır.
  • Felsefe, edebiyat tarihi konularında da eserleri vardır.
  • Mehmet Emin Yurdakul’daki lirizm ve ahenk eksikliğini kapat­mış, bir bakıma onun şiirlerindeki kuru didaktizmin ötesine geçmiştir.
  • Rıza Tevfik; şiir, anı, eleştiri, edebi inceleme, felsefi nesir, çe­viri türlerinde kalem oynatmıştır.
  • Samimiyeti onun şiirlerindeki en önemli özelliğidir.
  • “Uçun Kuşlar” şiiri ünlüdür.
  • Yazılarında günlük konuşma dili ve üslubunu benimsemiştir.
  • Şiirlerinde heceyi başarılı bir şekilde kullanmıştır.
  • Şiir: Serab-ı Ömrüm
  • Çeviri Şiir: Ömer Hayyam ve Rubaileri
  • Düzyazı: Felsefe Dersleri, Mufassal Kaamus-ı Felsefe, Ab­dülhak Hamit ve Mülahazat-ı Felsefiyyesi
Halide Nusret Zorlutuna
  • Şiirlerinde Mütareke Dönemi’nin ortak duyuş ve üslubunu yansıtan lirik şiirler yazmıştır.
  • “Git Bahar” şiiriyle şöhret kazanmıştır.
  • Şiirden önce savaş izlenimlerini de yansıtan “Küller” ve “Sisli Geceler” adlı romanlarını bastırmıştır.
  • İlk şiirlerini “Geceden Taşan Dertler ’de toplamıştır.
  • “Bir Devrin Romanı” adlı hatırası vardır.
  • Şiirleri: Geceden Taşan Dertler, Yayla Türküsü, Ellerim Bom­boş, Yurdumun Dört Bucağı
  • Romanları: Küller, Sisli Geceler, Gül’ün Babası Kim?, Beyaz Selvi, Aşk ve Zafer, Büyük Anne, Aydınlık Kanı
  • Hatıraları: Benim Küçük Dostlarım, Bir Devrin Romanı
  • Mektupları: Hanım Mektupları

Halkın Yaşayış Tarzını ve Değerlerini Anlatan Şiir

  • Millî Edebiyat Dönemi’nde, halkın yaşama tarzı ve değerleri üzerine anlaşılır bir dille manzumeler yazılmıştır.
  • Halkın yaşam tarzını ve değerlerini anlatan bu manzumeler­de ahengi sağlayan unsurların başında vezin ve uyak gelir. Bu iki öğeye çok önem verilmiştir.
  • Millî Edebiyat Dönemi’nde halkın yaşama tarzını ve değerle­rini anlatan manzumelerde konuşma dilinin tüm sıcaklığının şiir diline yansıdığı görülür.
  • Millî Edebiyat Dönemi’nde halkın yaşama tarzını ve değerlerini anlatan manzumelerde bir olay, manzum olarak hikâye edilir.
  • Bu manzumelerin teması doğrudan halkın yaşamıdır.
  • Millî Edebiyat Dönemi’nde halkın yaşama tarzını ve değer­lerini anlatan manzumeler o dönemde toplumun içinde bu­lunduğu sosyal, siyasal ve ekonomik problemler etrafında oluşmuştur.
  • Bu manzumelerin yazılış amacı, halkı aydınlatmak, onun için­de bulunduğu kötü durumdan çıkmasını sağlamak, ona yol göstermektir.
  • Manzum hikâye, şiirden farklıdır.
  • Çünkü manzum hikâyede bir olay şiir biçiminde, yani ölçü­lü uyaklı olarak anlatılır. Oysa şiir, duyguların, izlenimlerin uyumlu bir ses ve söz düzeni içinde anlatılması, ses ve söz güzelliğinin bir arada bütünleşmesidir.
  • Bu anlayışın temsilcisi Mehmet Akif’tir.
  • Şair, yazdığı şiir ve manzumelerde halkın dinî ve millî değer­leri, yaşama tarzı üzerinde durur.
  • Millî Edebiyat yıllarında Mehmet Akif, daha önce Tevfik Fik­ret’te gördüğümüz “nazmı nesre yaklaştırma” anlayışını sür­dürüp geliştirmiştir.
  • Şiirde Tevfik Fikret’ten devraldığı “gerçekçiliği” geliştirmiş, hayal ile alışverişi olmadığını, her ne demişse görüp de söy­lediğini, en beğendiği mesleğin hakikat olduğunu bildirmiştir.
  • Mehmet Akif, halkın yaşamını yansıtmasına karşın, hece öl­çüsünü değil, aruz veznini kullanmıştır.
Mehmet Akif Ersoy (1873 -1936)
  • Millî Edebiyat ve Millî Mücadele Dönemlerinde yaşadığı hal­de, bu edebiyat akımlarının içinde yer almayan, ancak Millî Mücadele’ye bazı şiirleriyle destek veren Mehmet Akif Ersoy, dönemin bağımsız sanatçılarındandır.
  • Mehmet Akif Ersoy “İstiklâl Marşı” şiirinde Kurtuluş Savaşı’nın bütün millette uyandırdığı coşkuyu dile getirmiş, bu şiirini bütün şiirlerini aldığı “Safahat” adlı kitabına almamış; gerekçesini de “İstiklal Marşı benim değil, milletimindir.” diye­rek açıklamıştır.
  • Mehmet Akif şiirlerinde Türkçeyi başarıyla kullanmış, özellikle manzum hikâyelerinde halk söyleyişlerine ve deyimlere bol bol yer vererek konuşma dilinin özelliklerini şiirimize yerleştirmiştir.
  • Serbest müstezatla hikâyeyi birleştirerek gerçekçi ve canlı bir anlatıma ulaşmıştır.
  • Aruz veznini, Türkçeye en iyi uygulayan şairlerimizdendir.
  • O, sanatını, dolayısıyla da şiirini toplumun hizmetine adamış bir şairdir.
  • Hassas, kendi içinde çatışmalar yaşayan bir ruh hali vardır.
  • Kendinden çok, toplumun dertleriyle dertlenmiş bir şairdir.
  • Manzum hikâyelerinde hep toplumun sorunları ve yaşamı vardır.
  • Realist toplum tablolarını şiirleştirerek bu yolla toplumu uyan­dırmaya çalışmıştır.
  • Mahalle Kahvesi, Seyfi Baba, Meyhane, Küfe gibi manzu­melerinde gerçek sosyal realizmi yansıtmıştır.
  • Halkın yaşamına gerçekçi bir tutumla bakmıştır.
  • Onun şiirlerinde duygudan çok düşünce egemendir.
  • Sosyal-mistik ve dini-mistik dikkatle yazılmış şiirlerinde de lirizmi ihmal etmemiştir.
  • Mehmet Akif in dili, sokakla camiyi, mekteple kahveyi birleştirir.
  • Manzumelerinde ise daha çok mesnevi tarzı denilen ikili dizelerden oluşan biçimi kullanmıştır.
  • Uyak bulmadaki ustalığı ile şiirine akıcılık kazandırmıştır.
  • Mehmet Akif, serbest müstezatla hikâyeyi birleştirerek gerçekçi ve canlı bir anlatıma ulaşmıştır.
  • “Hasta”, “Köse İmam”, “Seyfi Baba”, “Mahalle Kahvesi”, “Hasır” gibi çok bilinen şiirlerini manzum hikâye şeklinde kaleme alır.
  • Toplum sorunlarını gerçek yaşamı gerçekçi bir bakış açısıyla gözler önüne sermiştir.

“-Hayır, hayâl ile yoktur benim alış verişim;
İnan ki: her ne demişsem görüp de söylemişim.
Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek:
Sözüm odun gibi olsun; hakikat olsun tek!”
Onun sanattaki amacı, acı da olsa ’doğru’ yu söylemektir.”

  • İslamcılık idealinin şairidir.
  • O, hem Batıcılara hem de Türkçülere karşıdır. Çünkü o, İs­lamcılık ideolojisine bağlıdır.
  • Hem o dönemde Batıcılığın en güçlü temsilcisi Tevfik Fikret’in rasyonalizm ve determinizmle beslenen düşüncelerini eleştirir hem de kavim fikrinden hareketle Türkçüleri.
  • O, şiirlerinde, görmek istediği ideal genci Asım’ın kişiliğinde canlandırmış; ona öğütler vermiştir.
  • Mehmet Akif in Asım’ı, Tevfik Fikret’in Haluk’unun karşısına çıkarılmış bir genç gibidir.
  • Mehmet Akif in şiiri her bakımdan yerlidir.
  • Tevfik Fikret gibi, Mehmet Akif in şiirlerinde de dize bütünlüğü kırılmış, şiir düz yazıya yaklaştırılmış, birkaç dizeden oluşan cümleler halinde yazılmıştır.
  • Hatta bazen bir dizede karşılıklı konuşma şeklinde birkaç cümle bile kullanılmıştır. Ancak bu, şiirdeki ölçüyü yani aruzu hiç etkilememiştir.
  • Realist bir biçimde anlattığı olaylar, karşımıza getirdiği canlı tablolar, gerçekte o dönemde toplumda yaşanan acı gerçeklerdir.
  • Şiirlerinin çoğu bir sosyal çevreyi aktarır:
  • Örneğin, Küfe şiirinde okumayı çok isteyen, ancak babası ölünce ailesine bakmak zorunda kalan bir çocuğun dramı anlatılır.
  • Mahalle Kahvesi”nde o dönemde bütün vaktini kahve köşelerinde pinekleyerek geçiren insanlar eleştirilir.
  • Seyfi Baba“da eski ve ışıksız İstanbul sokaklarından geçip, hasta ve fakir bir yaşlının evine giden şairin gözlemleri aktarılır.
  • Köse İmam“da şeriatın emrini yanlış anlayarak karısını boşamak isteyen acımasız ve cahil bir erkek anlatılır.
  • O, şiirin her şeyden önce bir gönül işi olduğuna inanmıştır.
  • Akılla ulaşılamayan şiirle ilgilidir.
  • Şiirin toplumun ihtiyaçlarına cevap vermesi gerektiğini vurgulamıştır.
  • Ona göre şiir, öncelikle bugünü anlamak için vardır.
  • Amaçsız bir şiir olmaz.

Eserleri:

  • Yedi şiir kitabı vardır. Bunlar daha sonra I. kitabının adı olan Sa­fahat başlığı altında tek bir kitapta toplanmıştır. Safahat’ı oluş­turan yedi kitap şunlardır: Safahat, Süleymaniye Kürsüsünde, Hakkın Sesleri, Fatih Kürsüsünde, Hâtıralar, Asım, Gölgeler
  • En güzel şiirlerinden birisi olan “Çanakkale Şehitleri” Safahat’ın altıncı kitabı olan “Âsım”da yer almaktadır.

Safahat:Şiirlerini bu eserde toplamıştır. 7 bölümden oluşur. Osmanlı toplumunun meşrutiyet yıllarındaki durumunu anlatır.

Süleymaniye Kürsüsünde: Osmanlı aydınları ile halk arasındaki ilişkiyi gözler önüne serer.

Hakkın Sesleri (1913): Her şiirin başında bir ayet vardır. Bu ayetler o zamanın top­lumsal ve siyasi olaylarını aydınlatır.

Fatih Kürsüsünde (1914): Yeni kuşaklara mücadele ve çalışma ruhu kazandırmayı amaçlayan düşünceler yer alır.

Hatıralar (1917): Her şiirin başında hadis yer alır. İslam birliği ülküsü vurgulanır.

Asım (1924): Dünya Savaşı’ndan tablolar yer alır. İdeal gençlik tipini or­taya koyar.

Gölgeler (1933): Dini şiirler ve dörtlükler vardır.

Manzum Hikâye

  • Konu ve özellik bakımından hikâye ile aynıdır.
  • Bir olayın, konunun şiirsel anlatılmasıdır.
  • Ölçü, uyak vardır.
  • Dizeler arası anlam geçişi vardır.
  • Olay, yer, zaman ve kişi öğelerine yer verilir.
  • Giriş – gelişme ve sonuç bölümleri bulunur.
  • Tevfik Fikret ve Mehmet Akif manzum öyküler yazmıştır.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir